Ünite İlerlemesi
24 / 35
🟣 B1 — Orta Seviye

📌 Genel Bakış

so
o kadar … ki
so + sıfat/zarf
→ that + sonuç
such
o kadar … ki
such (a/an) + sıfat + isim
→ that + sonuç
too
çok fazla (olumsuz)
too + sıfat/zarf
→ to + fiil
enough
yeterince (olumlu)
sıfat/zarf + enough
isim + enough / enough + isim

🔵 so … that — O kadar … ki

So sıfat veya zarfın önüne gelir, sonuca that ile bağlanır.

🔵 SO + SIFAT/ZARF + that + SONUÇ
so + adjective/adverb + (that) + result
The film was so boring that I fell asleep.
Film o kadar sıkıcıydı ki uyuyakaldım.
🌡️ It was so hot that we couldn't go outside. O kadar sıcaktı ki dışarı çıkamadık.
🏃 She ran so fast that nobody could catch her. O kadar hızlı koştu ki kimse yetişemedi.
😴 He was so tired he went straight to bed. O kadar yorgundu ki doğruca yatağa gitti. (that bazen düşer)
💡 so many / so much / so few / so little: Miktar sıfatlarıyla da kullanılır.
There were so many people that we couldn't get in.
She has so little time that she skips lunch.

🟣 such … that — O kadar … ki

Such isim grubunun önüne gelir. So ile aynı anlama gelir — fark sadece yapısaldır.

🟣 SUCH + (A/AN) + SIFAT + İSİM + that + SONUÇ
such (a/an) + adjective + noun + (that) + result
It was such a boring film that I fell asleep.
O kadar sıkıcı bir filmdi ki uyuyakaldım.
🌤️ It was such a hot day that we stayed inside. O kadar sıcak bir gündü ki içeride kaldık.
👟 She's such a fast runner that nobody can catch her. O kadar hızlı bir koşucu ki kimse yetişemiyor.
📚 They were such good books that I read them twice. O kadar iyi kitaplardı ki iki kez okudum. (çoğul — a/an yok)
⚠️ so vs such — kolay hatırlama:
so + sıfat/zarf  →  so tired
such + (a/an) sıfat + isim  →  such a tiring day
İsim varsa such, isim yoksa so.

🔴 too — Çok Fazla (olumsuz)

Too "gerekenden fazla, aşırı" anlamı taşır ve genellikle olumsuz bir sonuç bildirir. Türkçedeki "çok fazla" ya da "fazla … " gibidir.

🔴 TOO + SIFAT/ZARF + (for sb) + to + FİİL
too + adjective/adverb + (for someone) + to + verb
The coffee is too hot to drink.
Kahve içmek için fazla sıcak.
🎒 This bag is too heavy for me to carry. Bu çanta benim taşımam için çok ağır.
🚗 She's too young to drive. Araba kullanmak için çok genç.
😴 I was too tired to cook dinner. Akşam yemeği pişirmek için fazla yorgundum.
🏃 He speaks too fast for me to understand. Benim anlayamayacağım kadar hızlı konuşuyor.
⚠️ too ≠ very: Very sadece pekiştirme yapar, olumsuz anlam taşımaz. Too ise "gereğinden fazla, sorun yaratan" anlamı katar.
✅ It's very hot today. (sıcak ama sorun değil)
✅ It's too hot to go outside. (dışarı çıkamıyoruz — sorun!)

🟢 enough — Yeterince

Enough "yeterli" anlamı taşır. Sıfat ve zarfın arkasına, ismin ise önüne gelir.

🟢 SIFAT/ZARF + enough + (for sb) + to + FİİL
adjective/adverb + enough + (for someone) + to + verb
She is old enough to vote.
Oy kullanacak kadar büyük.
🟢 enough + İSİM
enough + noun
We don't have enough time to finish.
Bitirmek için yeterli zamanımız yok.
💪 He's strong enough to lift that box. O kutuyu kaldıracak kadar güçlü.
🏃 She doesn't run fast enough to win the race. Yarışı kazanacak kadar hızlı koşmuyor.
💰 Do we have enough money for the trip? Gezi için yeterli paramız var mı?
🪑 There aren't enough chairs for everyone. Herkes için yeterli sandalye yok.

🔍 too vs enough — Karşılaştırma

🔴 TOO — fazla, olumsuz sonuç

The soup is too hot to eat.
Çorba yemek için fazla sıcak.

He's too short to reach it.
Oraya uzanmak için çok kısa boylu.

🟢 ENOUGH — yeterli, olumlu sonuç

The soup is cool enough to eat.
Çorba yemek için yeterince soğudu.

He's tall enough to reach it.
Oraya uzanacak kadar uzun boylu.

⚠️ Yaygın Hatalar

❌ YANLIŞ

It's such boring. (isim yok)
It's so a boring film. (isim var)
She's enough old to vote.
It's too cold for going out.

✅ DOĞRU

It's so boring. (sıfat — isim yok)
It's such a boring film. (isim var)
She's old enough to vote.
It's too cold to go out.

🔗
Bir Sonraki Adım: So/Such/Too/Enough'u öğrendiniz! Şimdi Wish Clauses ile dilek cümlelerini öğrenin veya Comparatives & Superlatives ile karşılaştırma yapılarını pekiştirin.

✏️ Küçük Test

The music was ___ loud that we couldn't hear each other.
Müzik o kadar yüksekti ki birbirimizi duyamadık.
It was ___ a beautiful day that we decided to have a picnic.
O kadar güzel bir gündü ki piknik yapmaya karar verdik.
This suitcase is ___ heavy for me to carry alone.
Bu valiz benim tek başıma taşıyamayacağım kadar ağır.
Is she old ___ to watch this film?
Bu filmi izleyecek kadar büyük mü?
There were ___ many people at the concert that we couldn't move.
Konserde o kadar çok insan vardı ki hareket edemedik.
He doesn't earn ___ money to support his family.
Ailesini geçindirecek kadar para kazanmıyor.
The coffee is ___ hot to drink right now.
Kahve şu an içmek için fazla sıcak.
They were ___ good friends that they told each other everything.
O kadar iyi arkadaşlardı ki birbirlerine her şeyi anlatırlardı.