Mükemmeliyetçilik tuzağından kurtulun ve konuşmaya başlayın.
Susuz bırakan mükemmeliyetçilik
Amerika'da bir market. Amerika'da, ilk kez biriyle İngilizce konuşmak zorunda kalacağı ilk an. Kafasında çeviri algoritmaları çalışmaya başlamış: "I want to buy water" mı demeliyim? "Where is the water" mı? Ama "waters" desem çoğul olur — su sayılabilir mi sayılamaz mı? "Excuse me" ile mi başlayayım? Ya yanlış anlarlarsa?
Kafasında bu sorular dönerken dükkândan çıkmış. Suyu da alamamış. Kimseyle konuşamamış. Dili yetmediği için değil — cesareti kırıldığı için.
Neden konuşamıyoruz?
Yabancı dil öğrenirken önümüze çıkan en sinsi engellerden biri "ya düzgün cümle kuramazsam?" kaygısıdır. Hepimizin hayali aynı: bağlaçlı, zarflı, edatlı, sıfatlı, yani ana dilimizdeki gibi uzun ve akıcı cümleler kurmak. Ama işi pratiğe döküp ağzımızı açma aşamasında "öyle mi desem, böyle mi?" derken o an geçip gidiyor.
"Çat-Pat" Aşamasının Değeri
Onlarca kez aynı kursu tekrar etmek ama hiç konuşmamak; arabayla dünya turuna çıkmış ama hiçbir yerde durmamış birine benzer. Yollar tanıdık, şehirler hep aynı ama hiçbir yer görülmemiş. "Çat-pat" aşaması bir utanç değil, zorunlu bir duraktır.
"Kaç yıldır İngilizce öğrenmeye çalışıyorsunuz? O yıllar boyunca diliniz mi gelişti, yoksa 'henüz hazır değilim' hissiniz mi?"
Son Söz
Siz de bir dahaki sefere "I want water" demekten çekinmeyin. Karşıdaki anlayacak. Ve siz de biraz daha ilerlemiş olacaksınız.